3 günde Floransa – Ne yapılır ne yenir ne içilir?

Münih’ten atlıyoruz 22 Mart’ta trene, 8 saat sonra Floransa’dayız. Booking’den yüksek puanı sayesinde karar kıldığımız Sabrina’nın evini buluyor ve 3 gün konaklayacağımız odamıza jet hızıyla yerleşiyoruz. Yol için yaptığımız sayısız sandviçe rağmen açız. Kente gidip bir şeyler yiyip yatıp uyuyoruz.

Tüm günü trende geçirince yatağa öyle bir gömülmüşüz ki sabah kalkmak zor geliyor ama mutfaktaki tıkırtılar ve karnımızın gurultu sesleriyle zıplıyoruz. Sabrina bize tatlış bir kahvaltı hazırlamış, yoğurt, şarküteri, üzümlü panettone, reçel, nutella, meyve sepeti, vs. Cappuccinolarımızı yapıyor hemen, çat pat İngilizcesi’yle Floransa’da neler neler yapabileceğimizi anlatıyor.

Konaklama için tek tavsiye edeceğimiz nokta burası. Diğer kentlerde “neden konaklamadan bahsetmedin?” diye meraklanmayın, beğenmedik çünkü. Booking’in puanlarına, yorumlarına aldanmayın derim sadece.

Güne bir ara sokakta karşımıza çıkıveren mozaik atölyesiyle başlıyoruz. İçeriye girişi ücretsizdir yazıyor antrede. Sanatçılar harıl harıl çalışıyor. Belli ki bir aile işi, hep birlikte üretiyorlar. Taşları minnak minnak keserek tasarımlarını bir araya getiriyor ve çeşitli ebatlarda sanat eserleri üretiyorlar. Bazı işler 3 günde bazıları 3 ayda bitiyormuş. Mutlaka gelinip görülmeli. I Mosaicidi Lastrucci, Via dei Macci, numero 9’da.

3 günlük turun her detayını yazmamak adına, kentte görülesi yerleri minik notlarla sıralayıp sizi yeme-içme önerileriyle baş başa bırakıyorum.

“E başlığa aldanıp 3 günlük ayrı ayrı tur yazacaksın sandıydık” diyenlere müjde: kentteki turunuzu dilediğiniz gibi yapın diye sizi serbest bırakıyorum, lakin ki alttaki yerleri mutlaka görün ve demem o ki Floransa 3 günde doya doya gezilir, bitirilir. Eyorlamam bu kadar:

  • Dom -Floransa’nın her yerinden görülebilen kubbesi, uçuk pembe ve açık yeşil renkli taşları, ilginç ve tipik mimarisi en çok sevdiğimiz özellikleri oldu-
  • Sanat galerileri -biz açıkçası hava güzel diye kenti arşınlamayı tercih ettik ama bir sanat tarihi aşığıysanız en azından birini görün-
  • Santa Maria Novella Bazilikası -ön cephesi uzay, tamamı eklektik ama yine de favori binam-
  • Mercato -bildiğimiz sabit pazardan biraz daha fazlası-
  • Michelangelo Tepesi -tüm kente şöyle tepeden bir bakmak için, manzara olay, kiliseyi gezmek beleş, yanındaki dükkanda el yapımı krem ve sabunlar bulabilirsiniz konuyla alakasız-
  • San Spirito Meydanı -akşama doğru daha bir hoş-
  • Piazza San Croce -meydanlar genel olarak güzel, görülesi ama cebinize, çantanıza dikkat edin-
  • Ponte Vecchio -üzerinde keşke dar, orta, üst orta sınıf gelirlilerin asla ve asla satın alamayacağı mücevherleri, saatleri, takıları satan abartı dükkanlar yerine daha salaş, samimi, yerel tezgahlar olsaydı-

Yeme-içme:

Roma’dan aşina ve memnun olduğumuz Prosciutteria’da birer yerel Chianti şarabı ve iki kişilik şarküteri tabağıyla 30 Euro’ya lezzetli bir şekilde doyup Floransa’daki ilk akşam yemeğimizi almış olduk.

Devasa sandviçler için: Slow foodçuların şahı, gönüllerin şampiyonu, sokak satıcılarının en kıskanılanı, ödüllü All’Antico Vinaio, karar vermesi en az 10 dakika sürecek olan seçenekleri ve büfe fiyatlı ev şaraplarıyla sizi kesinlikle memnun edecek. Kapısında her daim kuyruk olan şarküterici, kesinlikle beklemeye değer. Üstelik 5 euroya tıka basa doyuyorsunuz. Benim tercihim La Porchetta oldu.

Fiaschetteria Nuvoli, Floransa’nın bir o kadar meşhur bir o kadar da salaş lokantası. Dükkanı bulup içini görünce ‘ee bu kadarcık mı?’ demeyin, başınızı tavana çarpmadan dikkatlice alt kata inin. Ekmekli çorba -yerel lezzet-, köfte -ama bu köfte başka köfte-, kıymalı tagliatelle ve iki kadeh kırmızı ev şarabı istedik, dünyalar bizim oldu. Yetmedi, 2. gün tekrar gittik. Bu sefer de başka başka şeyler istedik. Seçenek bol. Öğlenleri spontanlığa açıklar. Yer buldunuz mu çökün. Wi-fi de var.

Alimentari Uffizi, ayaküstü tıkınmalar için ideal. Özge’nin tavsiyesi üzerine gittiğimiz halde önünden geçerken karnımız tok olduğundan fotoğraf çekmekle ve size aktarmakla yetinelim dedik.

Affé di Bacco, tam anlamıyla bir aile işletmesi. Gittiğimizde her yer bağırış çığırış içinde çoluk çocuk kaynıyor ve aileler de yine birbirleriyle bağırarak konuşuyorlardı. Yorgunken giderseniz kafanız kaldırmayabilir. Servisi jet hızında değil, bekleyeceksiniz. Dünyanın en iyi pizzasını da yemeyeceksiniz. Beklentilerinizi düşük tutun. Tüm bunlara rağmen ısrarla gidecek olursanız aklınızda bulunsun, en azından gniocchi’si iyi ve bizim kaldığımız yerin çaprazıydı -hani siz de orada kalırsanız ye-yat-zıbar yapabilirsiniz-.

Caféler:

Floransa’da “Cumhuriyet Meydanı’ndaki yer” deyince herkesin en iyi bildiği nokta olan Gilli’ye, espressoya 6 euro, diğer kahvelere 8-10 euro, tatlılara 4-7 euro, yemeklere de servet vermek isterseniz gidebilirsiniz tabi. Sizi kimse tutamaz. Ancak makul insanlarız, tavsiye edemiyorum, bizim gibi sadece iç mekanı fotoğraflayıp ürünlere ve menüye bakıp ‘çüşşş’ deyip çıkabilirsiniz de. Hemen arka sokakta Red Café var, kitapçının içinde, oraya oturun bence. Meydanı da seyredersiniz, kahvenizi de 1 euroya içersiniz. Alnınıza “enayi” yazdırmayın derim. Tabi siz bilirsiniz.

Red – La Feltrinelli, demin bahsettiğim Piazza delle Repubblica’da yorgunluk atıp kahve kek atıştırmak ve kitap karıştırmak için ideal ve fiyatları makul bir café. Dilerseniz öğle menüleri de var 15’e dek, fakat biz başka yerlerde daha iyi yemek seçenekleri olduğu için buraya şans vermedik. Üst katında sineması da var ama İtalyancası olanlar olmayanlara anlatmaz diye hiç şey’ettirmedik. Tuvaletleri de temiz ama şifreli. Bizden duymuş olmayın da şifre kasa fişinde yazıyor ve değişmiyor -en azından biz oradayken değişmedi-. Floransa’daki ilk saatlerinizde bir espresso bile alsanız fiş isteyin, sonraki günler de kullanırsınız. Wifi de sıkıntısız çalışıyor. Biz epey sömürdük, bi’şey demediler.

La Ménagère, sabit pazara giderken yolda karşılaştığımız bir vaha. Floransa cafélerinin dibi. Instagram fotoğraflarınız için her şeyi bulabileceğiniz -tuvalet girişindeki devetabanından -nam-ı diğer monstera-, çeşit çeşit aynaya, birbirinden tatlış tasarım ürününden uzun paylaşımlı masaya, vintage aksesuarlardan başka bir vintage çiçekçi köşesine, sukkulent dolu raflardan latte art’lı kahvelere, son derece şık hazırlanmış kokteyllerden el yapımı seramiklere kadar her şeyi- über konsept mekanı diye tanımlayabilirim. Gitmeyeni dövüyorlar. Onlar dövmüyorsa da ben dövebilirim. O derece iyi. Cappuccino İtalya’da bir vatandaşlık hakkı olduğu için burada bile 2 euro. Tiramisu 6 euro ve büyükçe. Geri kalan menü biraz tuzlu.

Pittam’ingolli, Piazza San Croce’de kahveyi 0,8 euroya, Aperol’ü 6 euroya, cipsi 1,5 euroya veren bir yer bulduk koşun! diyebileceğimiz bir oturmalı büfe. Self-servis. Masaları ufak ama işlevsel. 

Leave a Reply