Cenevre’de saatler kaçı gösteriyor?
Çok Gezenler Kulübü’yle gittiğimiz Cenevre izlenimlerim… http://www.cokgezenlerkulubu.com/article/view/city/dogacan_onaran/423
Çok Gezenler Kulübü’yle gittiğimiz Cenevre izlenimlerim… http://www.cokgezenlerkulubu.com/article/view/city/dogacan_onaran/423
Çok Gezenler Kulübü’yle gittiğimiz Zürih’ten bana kalanları okumak için: http://www.cokgezenlerkulubu.com/article/view/city/dogacan_onaran/379
Bir yıl daha bitti; yepyeni bir yıl başladı. İstanbul’da geçtiğimiz yıl pek çok yeni mekan açıldı, yeni denemeler yapıldı, bazıları çok sevildi, bazıları yanıldı, kimisi …
Dine. Aşka. Paraya. Sözlere. Kendine. Hikayelere. Sevdiklerine. Gördüklerine. Duyduklarına. Kendinden büyüklere. Mantığını açıklayamadığı güçlere. Peki neden inanıyoruz? Yalnız hissetmemek için mi? Kendimizden başka doğruları inandıklarımızla açıklamaya …
Ne zamandır mı? Sindirim sistemi icat edildiğinden beri, yiyoruz. Yiyip yiyip büyüyoruz. Nesiller büyütüyoruz. Ve adeta dünyayı bitiriyoruz. Bilmem ki hiç ara sıra neyi niye …
kızgın tavada nasıl erirse tereyağı sen de öylece uzan yanıma üstümüze kırılacak yumurtalar ne kızaracak susamlı tavuk varsa yoksa kekik kokusu varsa yoksa sarımsak ve mutfak penceresinde tencerenin buğusu bırak aşk için söylenmiş …
istanbul’un isimlerinden birisin benim için istanbul’un içinden bir deli kızıl ve buğday ve ten simitçilerin çağırdığı çıkmaz sokakları bıçakla kesişen tabakları doldurdukça duyduğun heyecan anlatılmaz yaşanır cinsten saçların aramızda sır ve susam yağının …
Dün akşam Suriye Pasajı’nda heyecan verici ve İstanbul’da ilk kez gerçekleşen bir etkinlikteydik. Adı dün akşamdan itibaren sıkça duyulacak olan gezgin bir mutfak ünitesi olan “Kitchen Guerilla”, …
yine bir salı sabahı denizden esiyor bodrum güneşten gergin tenim kuru dudaklarım sarı estikçe cıvıldıyor kuşlar sustukça hep birlikte duruyorum öylece duruyorsun mavinin adı burada rüzgar yürürdük yürürdük gecenin üçünde beşinde benim işte böyle milimetrik sevdalarım vardı 23.08.2011 – …
hayatımın uzun bir cümlesi içinde kullanmak istiyorum seni yeni öğrendiğim bir kelime ya da fiil gibi beni meraklandırıyorsun deniyorum, yerleştiriyorum, ilk bakışta oluyor sanki tümleç ya da yüklem olmanın …
masal değil ki bu anlatayım ben sana, sen bana yüktük ağır vasıtalar gibi hep sağdan gidiyorduk bir fil kadar büyük hafızasız olmak isteyen bir balık keyifsiz pezevenkler delirmişçesine yemeği tabakta bırakıyorduk en çok …
bağlaç olan -ki’ler iyelik eki olan -de’ler gibi ayrı yazılmamız gerekiyormuş bizim de “biz” olabilmemiz için geç de olsa anladım kim bilir belki biraz man kafayım ve bazen o kadar güzel …
dün gece ay tutulurken yüzüme çok canımı yaktı bilmem benden haberi var mıydı o orada sönüp yanarken kalbim ateşle nasıl yandı nefesim sıkıştı kabullenmekten başka çaresi yoktu sustum ve saatlerce aktı gözyaşı sustum …
ve bu sabah tütünü de bıraktım seninle beraber sarma kağıtlarımla filtreler görmeyeceğim yerde ben istemezsem soru işaretlerini de hatta kaldırdım attım hiçbirinizi çekmiyor artık canım ve ohh derin bir nefes aldım sonra verdim aldım verdim ben sizi yendim
ve mart geldi kediler damda ya damdaki kemancı kim bilir nerede yayları kopmuş kemanın belki de ya da kediler hoop çıktı üzerine (..) şimdi onu boş verelim mart geldi nihayetinde bu ay kapıdan bakmak lazım kazma kürek yakmak …
epey oldu bir şeyler seçiyoruz birilerini kendi yerimize ‘biz’ olsunlar diye gidişatımızdan hiçbir zaman memnun değiliz hep yanlış var hep yolsuzluk oy oy eminemler bile mutsuz artık milletçek algıda sıçıcıyız
bugün hava güzel dedi cemal süreya ilk cemre düşüyormuş meğer bugün havaya yandaki herifin elindeki gazeteden okudum göz ucuyla yani on dokuz şubat iki bin on günlerden mübarek cuma öteden “cemre de ne” diyor kızın teki suratıma “yok …
Dün gece hiç uyuyamadım. Yatakta dönüp durdum habire. Gözlerim kapalıydı hep ama zihnim açık. Çok gergindim, çok rahatsızdım, çok kalakalmıştım. Karnıma ağrılar girdi. Kulaklarım uğuldadı. Eksi otuz derecelik bir suda …
kadıköy aile mahkemesi adliye D kapısı sekiz yıl sonra gelen büyük bir kavuşma anı uzun metraj bir filme uzun bir ara vermişçesine kaldığı yeden devam ediyor bu uçsuz bucaksız hikaye roller aynı, oyuncular …
Gel zaman git zaman, mevsimlerden yaz, aylardan ağustos, hatta ayın 5’i, bir perşembe günü, gidiyorum gündüz gece uzun ince ülke Şili’de, altın ve bakır çıkarılan …
2010 yılının sonbaharı iyice hissettirdiği serin soğuk günlerindeyiz; klimaların sıcağa ayarlandığı, radyatörlerin havasının alındığı, yazlıkların baza altına kaldırılıp kışlıkların dolaptaki yerini aldığı ıssız günler… Yani …
Vapurlar. İstanbul’un vapurları. Koşup yetişilen, kaçırdıkça uzağa giden, artık yandan çarkı olmayan vapurlar… İki yakasını biraraya getiren İstanbul’un. Sarı-beyaz çizgili deniz bekçileri. Bu aralar Bülent …
hiç doğmayacak çocuklarımız hiç ‘biz’ olamayacağız umutsuzluk şimdi burada beni belimden tutup kendine doğru çekiyor yirmi yıl az değil ki kolay olmayacak bu kopuş belki bu hiç kopamayacağın geçmiş ve bizimkisi sadece …
taş kahve’ye geliyor taş gibi bir hatun oturmuş sakızlı kahve içiyor, sade bir elinde sakızlı dondurması bir elinde fotoğraf makinesi belli afilli biri havalı saçları kırmızı ojeleri kocaman gözleri sürmeli her geçen ona …
rakı ne güzel şey ne güzel rakı içen kadın şeffafın beyaza dönüştüğü an sağanak yağmur sonrası güneş bu hayat gerçek bu hayat iyi dudaklarından dökülen her söz ruhumun sihirli aynasında çifte kavrulmuş bir …
duvarlarımdaki kara kesik delik deşik hatıralardasın çivilenip kalmış mıh gibi satırlarımda oradasın evet görüyor seni gönül gözüm bir yerlerden çıkaracak ama tam kestiremiyor kar soğuğu gibi ısırıyor etimi incitse de kabulüm yalın ayaklarımdaki yitik bir yelkovan geçerken sanki …
galata kulesindeyim kulenin en dibinde hani hezarfen uçmuştu ya uçmuş da düşmemişti ya istanbul semalarında ben de yükseliyorum şimdi büyük bir aşkla fezaya bulutlara çıktıkça biliyorum oradasın çırptıkça kanatlarını hadi kalk gel yanıma galata kulesindeyim kulenin en …
birlikte aldığımız portakalları sıkıp içiyorum üç sabahtır yarın son file bitiyor ama bana iyi geliyor sanki seni sıkıyormuşum gibi hissettiriyor sustuklarım içimi kemirirken sularını çıkarıyorum gibi bazen de portakalları soyup baş ucuma koyuyorum odam mis kokuyor c …
seni sevmek ruhuma gelen en güzel şey ne yazacağımı bilememek titreyen ellerimle midemde uçuşan kelebekler ve mavi bir kuş sen benim ilk baharım ilk yazım ilk kışım ol sensiz olmasın uyanışlarım yeni …
aşkın ışığı yandı kırmızıdan yeşile doğru açıldı gönül gözüm iki tanesi yetmezmiş gibi bilmezdim sevgi o kadarmış ruh ve beden şevkat ve arzu ahenkli bir bütünlükle dans eder mavi kalp atışım öyle hızlanıyor gündüzün feri gecenin …
temmuz on dokuz öyle sıcak bir gece ki bunalıp uyanıyorum dondurma sayıklayan bir çocukçasına uyku kaçtı, gitti uyku, bitti yatacak başka yeri hiç olmamışçasına soğuk su, soğuk çay, soğuk ne varsa …
her yağmurdan sonra yeni bir gün açacak ve gün ışığı yeniden nefesimize dolacak nereye gitmek istersen gideceksin belki benimle ya da yalnız sen kendinden her kaçışında kendini bulacaksın biraz daha belki papatyalar belki bezelyeler can çekişen balıklar …
moda sana yakışıyor be güzelim baloncuklar üfle sokaklarına ali usta’dan dondurmalar ye dodo’da kahvaltılar yap pasifik’ten geçerken sabah vakitleri iki tane milföylü pastadan kap 7.45 vapuruna koş her gün sokak kedileriyle miyavla gökyüzü …
korkuyorum senden dedin bakma öyle gözlerini kaçırırcasına gülümseyip beni aya götür dedim buradan çok uzaklara fantastik bir yolculuk isterim çıldırasıya sevişebilelim keza birlikte filmler izleyebilelim karışık çerez yanında karışık meyve suyuyla o zaman …
yerin dibindeyim çok karanlık üzerime çöküyor sanki tepedeki bütün aydınlık simsiyah ellerim, kollarım, ayaklarım kaza süsü verecekler yine, biliyorum kaçınılmaz kaçıp kurtulamaz bir haldeyim kömür gözlerimden alevler çıkıyor kırmızı bağırıyorum kimse duymuyor bütün kulaklarda derin …
insan alışıyor zamanla her şeye yeni mekanını koklayıp duran bir kedi gibiyim son günlerde erkenden uyanmaya alışıyorum metabolizmam değişiyor yemek pişmiyor artık evimde hayatım hep dışarıda artık vapurla seyahati daha bir seviyorum her …
gencim güzelim neden hala bu ülkedeyim tüm on dokuz mayıslar önce doğum günümden bugün hala mı bayram ne mutlu ne mutlu geriye doğru sayılırken gençlik coşkuyla kutlanıyor kültür fizik ve spor yurdun beş-i bir …
5 mayıs’ı 6 mayıs’a bağlayan gece hızır ve ilyas buluşmuşlar hazar denizi’nde sonrasında her sene tutulmuş dilekler yazılmış kağıtlara asılmış ağaçlara tüm içtenlikler benimse onlardan tek bir dileğim var o da ömür boyu sağlık hem ruhuma hem …
daha rahmine düşmeden sevdin beni bekledin ılık ılık ısıttın içini yatağımı hazırladın yorganımı kalın henüz kızıl değildi saçların fırtına öncesi sessizliği nedir daha bilmiyordun beni bekledin gönüllü yalnızlığına bilinçli bir son vermek istedin ve geldi …
içim içime sığmıyor bugün herbir içimden ben çıkıyorum sanki herbirimin vadesi ayrı, rengi farklı denizin içinden balık bulutun içinden yağmur midyenin içinden inci çıkar gibi ellerim üşüyor sessiz sokaklarda koşuyorum durmaksızın çekilmiş kahvenin …
altı ekim ve ekimin altısı rebul lavanta kolonyası marmaris sıcak ve ne çok ege karşısı hemen rodos adası tam üç gün üç gece uyumak yok tam tatil havası ve kokun sanki yıllardır fotoğraf dolu bir tavan arası
tam bir sene sonra bugün anamın beni doğurduğu yaştayım tam yirmi altı kere en baştan en bir baştan doğmaktayım bugünkü duruma bakınca endişelenmekte haklıyım ne ki çocuk olmak vardı hep çocuk kalmak …
içten yanmalı bir motor gibisin için için için yanıyor senin ben nerede hata yaptım deyip duruyor sesin ama şunu bilmelisin ki debriyaja yarım basarak vitesi değiştiremezsin illa sonuna kadar götürmeli hayatı sonuna kadar yaşamalısın bir …
hemen bir fincan filtre kahve getirin bana ilham beyler geldi habersiz çat kapı çatt diye ben de tam ne iş yapsam acaba diye düşünüyordum okulu bıraksam mı dersleri uzatsam mı iş başvurusu yapsam …
bahar uykusu beni kendine mıknatıs gibi çekerken üzerimde tonlarca yük varmış gibi gömülüyorum defalarca yatağıma gözlerim kamaşıyor ışıktan biraz yoga biraz kahve biraz şiir iyi gelir diyorum biliyorum ama önce yatağımı terk etmem …
(Şiirimle adaş Bülent Ortaçgil şarkısını dinlemek isterseniz: bulent ortacgil – Deniz Kokusu) bu sabah denizin kokusunu aldım içinde yosun, balık, mercan ve aşk vardı biraz ege biraz akdeniz biraz marmara mavi ve …
şimdiden vasiyetimi açıklıyorum en kısa zamanda girit’e gitmek istiyorum yunan havası istiyorum en bi hakikisinden zeytinyağı uzo, sirtaki, buzuki beyaz tabaklar, tavernalar ahşap köhne masa sandalyeler beyaz badanalı mavi çerçeveli evler pembe begonviller istiyorum beni …
bana şiirlerimden bir dizeyi anımsayıp ah adı neydi senin o şiirin diye soruyorlar bazen bilmem ki diyorum, hatırlamıyorum hem adın ne önemi var ki kendi yazdıklarını nasıl hatırlamazsın diyorlar sonra beni …
özgürlük parkındayım hafif tatlı esiyor yüzüme ılık ılık okşuyor yanaklarımı nisan dört rüzgarı nefesimin farkındayım mutluluk içimde, dışımda anasondan rakı, üzümden şarap şişelerde durduğu gibi durmuyor bazen hayat bahar artık kendinden emin bu sefer yalancı …
günaydın günümün parlak güneşi sevinci, yeni nefesi bahara açan tomurcuklar gibi dallarımdasın bu sabah gözlerimi kamaştırıyorsun günebakan çiçekleriyle karşılıyorsun beni ellerimi, yüreğimi al hepsi senin olsun bilirim benden daha iyi bakarsın onlara seversin, öpersin, …