Ekmek, bira ve sosisten daha fazlası: Bavyera Mutfağı

Yaklaşık 200 yıldan beri Bavyera’nın başkenti Münih’te düzenlenen dünyaca ünlü Oktoberfest, bu yıl 20 Eylül-5 Ekim arasında gerçekleşiyor ve ben de dünyanın dört bir yanından 6 milyona yakın turistin akın akın kente geldiği yılın bu en kutlu günleri şerefine, eylül ayı boyunca Açık Mutfak’ı tamamen Bavyera’ya ve Bavyera Mutfağı’na ayırıyorum.

Bu taraflara yolu düşecekleri, eğlenirken öğrenmek isteyenleri; güney Almanya’nın mutfağını, iklimini, gündelik hayatını merak edenleri şöyle alalım. Willkommen auf der Wiesn!

Yerel bir mutfağı basitçe tanımlamak, onun değerlerini geçiştirmek, dolayısıyla hakkını tam anlamıyla vermemek olur. Yerel bir mutfak hakkında tanımlayıcı bir yazı yazmaksa, o mutfakla yeterince haşır neşir olmayı, en azından onunla birlikte belli bir süre geçirmeyi gerektirir.

Yaklaşık olarak 18 aydır Münih’te yani Bavyera’nın başkentinde yaşıyorum. Elbette yeme-içme alışkanlıklarım ve mutfak pratiklerim keskin bir şekilde hal ve tarz değiştirmedi ancak hem kent içinde hem dışında, Bavyera Mutfağı’nın öğeleriyle tanışıp onları yakinen inceleme fırsatım oldu. Özellikle hafta sonları trene atlayıp yakın kentlere, ortalama 1’er saat süren hızlı, güvenli ve keyifli yolculuklar yapabilmek, civardaki pek çok küçük kenti ve bu kentlerin lezzetlerini tatmamı sağladı.

Bavyera, Almanya’nın güneyinde yer alan; Fransa, İsviçre, Avusturya ve Çek Cumhuriyeti’yle çevrelenen nev-i şahsına münhasır, yemyeşil, oksijen dolu bir bölge. Coğrafyadaşlarıyla pek çok benzerliği olsa da hem dili, hem doğası, hem birası, hem ekmeği, hem kıyafetleriyle farklılaşan bambaşka bir yöre.

Münih, büyük bir şehir olmasına rağmen muhafazakar sayılabilecek ölçüde yerel tatlarına ve kültürüne sahip çıkan bir kent. Aslında Münih yalnızca Bavyera’nın değil; aynı zamanda buğday birasının, ekşi mayalı geleneksel ekmeğin, yüzlerce çeşit fırın ürününün, brezenin, kızarmış domuzun, tütsülenmiş tatlısu balığının, ev yapımı baharatlı sosisin, patatesin her halinin ve elbette Oktoberfest’in de başkenti.

Ancak size tavsiyem, bölgeyi gezmek için yılın en kalabalık, en sokakları sarhoş dolu ve en pahalı dönemi olan Oktoberfest’i seçmek yerine, daha sakin, daha uygun, daha durgun zamanlarını seçmeniz ve hava durumunu mutlaka önceden kontrol edip valizinizi ona göre hazırlamanız. Temmuz ve ağustos ayları, zorluk çıkarmayan bir yaz gezisi için harika olacaktır. Gelelim yerel lezzetlere. (devamı haftaya)

*Bu yazı 03.09.2014’te Radikal Blog’da yayımlanmıştır: http://blog.radikal.com.tr/kent-kulturu/ekmek-bira-ve-sosisten-daha-fazlasi-bavyera-mutfagi-71180 

One Comment

  1. Doğancan Merhaba,

    Yazını radikal’i okurken buldum, hatta daha sonradan fark ettim ki uzun zaman önce okuduğum Bavyera Mutfağına giriş: I yazısı da seninmiş. Eline sağlık, çok güzel bir yazı olmuş.

    Münih herhalde benim hayallerimin şehri, kendimi hiçbir şehre bu kadar ait hissettiğimi hatırlamıyorum. Hayalim olan Münih’e yerleşmek eylemini gerçekleştirdiğin için de seni kutlarım.

    Münih’i bu kadar sevmemin arkasında yatan sebep önceki hayatımda bir Bavyera köylüsü olmam değil, biraya karşı olan özel ilgim. Her ne kadar bira alemlerinde Belçika ve Amerikan biraları çeşitlilik olarak bira severlerin gözdesi olsa da benim zaafım olan Weissbier’in Bavyera’ya ait olması bu şehri benim için özel kılıyor. Viktualienmarkt’ta bir yorgunluk birası içmek ya da akşam Augustiner, Schneider, HB, Paulaner gibi Marienplatz ve Tal’in gülü olan mekanlarda yemek yemek ya da gün içinde gezmeye doyulmayan Tiergarten ve Englischer Garten’daki biergartenlarda bir bira içmek ya da HBF’de iner inmez bir Augustiner Helles patlatmak gibi bir Münih’li için çok basit ama benim için muhteşem detaylar bu şehri benim için bir kez daha harika kılıyor.

    birasevdasi.blogspot.com isimli bir blogum var. Bira sevdiğin belli, belki hoşuna gidebilir diye paylaşıyorum.

    Görüşmek üzere,

    Cihangir

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *