Buzdolabı üzerine (içsel homurdanmalar)

Hiç düşündünüz mü acaba mutfaklarımızın baş tacı, beyaz eşyaların piri, no-frostların kralı caaaağnım buzdolabı, hayatımızda ne kadar büyük bir öneme sahiptir?

Eğer siz de benim gibi mütemadiyen yemek düşünen, okuyan, yazan, fotoğraflayan, pişiren biriyseniz; seyahatleriniz müzelerden, heykellerden, vitrinlerden ziyade iyi/yerel yemek odaklı ise; iş tanımınızın satır aralarında bile “günlük olarak buzdolabı kontrolü, yiyeceklerin miktar ve zamanlarının denetimi” varsa elbette baaam! diye oturur birinci sıraya buzdolabının önemi.

Geçen yıldan beri, yani İstanbul’dan Münih’e taşındığımdan beri, yani lafın kısası (ve belki de uzunu) sevdiceğimle aynı evde yaşamaya başladığımızdan beri, “iki boğazına düşkün, bir mini buzdolabına nasıl sığar?” isimli enstalasyon çalışmamızı sürdürüyoruz.

Velhasılıkelam, artık sığışamıyoruz. Üstelik buzluk kar yapıp duruyor ve malzemeler kendini dışarıya kusuyor. Zihni sinir bir fikirle, bu işi saç kurutma makinasıyla ve sabırla çözmeye uğraşıyoruz. Tabi her şeyi önce dolaptan dışarı çıkarıp tek tek silip sonra mutfağın yerlerini sırılsıklam ederek. Kaldı ki haftalık alışverişlerimizin büyük bir kısmı mecburen dışarıda kalıyor, çoğu zaman da özellikle marullar çürüyüp çöpü boyluyor veya sinekleniyor. Az miktarda alırsak da yiyecekler hemen bitiyor, bir daha markete git, al, getir, bir sürü vakit kaybı. İkimizi de, eve aç gelip yemek bulamamak kadar sinirlendiren çok az şey olduğunu hesaba katarsak, hiç hoş durumlar yaşanmadığı aşikar.

Dedik ney len bu, yeter! Alalım bir tane adam gibi buzdolabı. Tamam alalım. Karar verildi. Minyon ama çok aşırı kullanışlı evimizde esasen büyük boy bir buzdolabına yer var. Var da, bir önceki kiracı oralara ahşap raflar yapmış. Geçen haftasonu ilk iş kan ter içinde kalarak onları söktük. Biz bu rafları bugüne dek kiler gibi kullandığımız için tabi bütün malzemeleri tezgahın üzerine aldık. Yalnız savaş çıksa biz aç kalmazmışız, bu vesileyle onu gördük. Neyse efendim, sonra tabi ortaya çıkan delikli duvar pek hoşumuza gitmedi. Biraz da kirlenmiş tabi çizilmiş falan. Dedik boyatsak mı. Düşündük taşındık soruşturduk. Sonra vazgeçtik. Nasılsa buzdolabı gelince kapatacak bu duvarı, görmeyeceğiz. Eh madem öyle şimdilik böyle dursun. Hadi ölçü alalım.

İki gündür de amazon’dan buzdolabı bakınıyoruz. Zira ölçüleri uyan, enerji tüketimi az, rengi ve iç hacmi (bu bizim için sanırım en belirleyici özellik) gönlümüze göre olan bir buzdolabına henüz rastlamadık. Allahım ne kadar zor olabilir ki bulmak. Yok, zor işte. Ben şimdi bu yazımı yazarken sevdiceğim kendi ekranından modellere bakıyor. No frostlar çok enerji harcıyormuş. Falanca marka bizim duvarın derinliğine uymuyormuş. Filanca markanın da müşteri hizmetleri kötüymüş. Neymiş, taşıma ücreti istiyormuş. O öyleymiş, bu böyleymiş.

Ama azimliyiz, kimse bizi yıldıramaz. Nihayet kavuşacağız büyük boy kühlschrank’ımıza. Üzerine magnetler alacağız, fotoğraflar yapıştıracağız, küçük notlar yazacağız, ohoooo daha ne çok şeyler olacak. Hem artık hiçbir sebzeyi çürütmeyeceğiz. Türkiye ziyaretinden gelirken valiz dolusu yiyecek getirip hemen bitirelim de bozulmasınlar derdinden uzak, hepsini uzun süreye yayarak, yavaş yavaş, siga siga, sağlıklı bir şekilde saklayacağız. Oh be ne güzel bir şeymiş yeni buzdolabı.

Caaaağnım buzdolabı. Hadi bulalım hangisiysen de alalım seni, gel bize bazı bazı.

*Bu yazı, 06.08.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayımlanmıştır: http://blog.radikal.com.tr//yasam/buzdolabi-uzerine-icsel-homurdanmalar-68468

Leave a Comment