Ca’d’oro

Salt’ın Bankalar Caddesi’nde açılan tasarım harikası yeni binasının (bina ilk olarak 1892’de Fransız asıllı Levanten mimar Alexandre Vallaury tarafından Bank-ı Osmanî-i Şahane için tasarlandı ve açıldı) giriş katında hayat bulan Ca’d’oro, menüsü ve ferah ortamıyla, kendinizi iyi hissettirecek bir mekan. Mimarisi Salt Galata’nın yeniden işlevlendirme çalışmalarını da yürüten Ağa Han ödüllü mimar Han Tümertekin’e ait.

Alt katı 55 kişilik bir café, üst katı -açık ve kapalı toplam- 150 kişilik bir restoran olarak hizmet veren Ca’d’oro’da profesyonel bir ekip tarafından hazırlamış ve herkese hitap edebilecek çok leziz seçenekler var. Fransız şef Julien Maisonneuve danışmanlığında hazırlanan menü, oldukça zengin ve doyurucu tabaklardan oluşuyor.

Genç şef Yasemin Ataman, Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü’nü 1.likle bitirdikten sonra, Norveç’te deniz ürünleri ağırlıklı bir restoranda çalışmış, daha sonra New York’taki Cornell Üniversitesi’nde İşletme MBA yapmış, Daniel Boulud’un 3 Michelin yıldızlı bir restoranında çalıştıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve Doors grubuna dahil olmuş. Angelique, Vogue, Kitchenette ve Mama’dan sonra Salt Galata’da yerini bulmuş. Menü oluşturma ve mutfağa ait konularda Ca’d’oro’nun belkemiği olmuş. İşini çok severek ve özenerek yapıyor belli ki, tadım için masaya gelen her tabağı özenle servis ediyor bize. Izgara enginarı nasıl tasarladıklarını anlatırken gözlerinin içi parlıyor. Her mevsim taze enginarı nasıl bulabildiklerini sorduğumdaysa, tedarikçilerinin çok sağlam olduğunu ve her zaman taptaze ve kılçıksız enginarlar bulup getirdiğini söylüyor.

Ca’d’oro’da yapmak istediklerini, ‘Türk mutfağının dünya mutfağı sunumları ve malzemeleriyle harmanlanması’ şeklinde özetliyor ancak bunun füzyon olmadığını söylüyor; sık tekrarlanan kelimelerin yanlış kullanımıyla gün geçtikçe anlamını yitirmesi olarak değerlendirebiliriz sanıyorum onun bu karşı duruşunu.

Mesela menüde yer alan hamburger, tombik döner ekmeğiyle servis ediliyor, sipariş verildiği an ekmeğin hamuru fırına atılıyor, o pişerken diğer yandan -hazır alınmış kıyma kullanılmadan hazırlanan- hamburger eti ızgaralanıyor.

Tuzda levrek, menüdeki ilginç pişirme tekniğine sahip ürünlerden; tuz kalıbı üzerine yerleştirilen tek parça fileto, üzerindeki ince limon dilimleriyle örtülüp 10 dakika fırında -buharla- pişiyor ve yumuşacık oluyor. Tuzla yoğun ve direkt olarak temas ettiği halde tabiri caizse mükemmele yakın bir tadı tuzu yerindelikte. Yanında gelen kalamata zeytinli rezene salatası ve 24 saat boyunca tuz içinde bekletilerek tüm acısı çıkarılmış olan patlıcan capanatte salata da, levreği bir senfoniye dönüştürüyor.

Menüden bir başka lezzet de kızarmış kalamar. Önceden uyaralım: kalamarların tazeliği sizi şaşırtabilir. Öyle ki çıtırlığını veren un yumurta karışımını sıyırıp sadece içini yemek istiyorsunuz. Çünkü sodada veya karbonatta bekletilip bir sürü işleme gerek kalmayacak kadar taze. Yanında servis edilen wasabili lahana salatası da ayrı bir olay. Mutlaka deneyin.

Tatlılardan karamelize balkabağı kadayıfın yeri ayrı. Dondurmalar da Ca’d’oro mutfağında üretiliyor, günlük ve taze. Ayrıca ayva tatlısına farklı bir yorum nasıl verilir diye merak ediyorsanız, tart tatin halini yemenizi tavsiye ederiz.

Bar ve restoran dışında, cumartesi ve pazar sabahlarının uzun uyanışları ve kendine gelişleri için Ca’d’oro’da yerinizi ayırtıp brunch’a gidebilirsiniz.  Hüseyin Bahri Alptekin’in kişisel kitaplığına göz gezdirirken keyifli vakitler geçirebilirsiniz.

Şimdiden afiyet olsun!

Salt Galata, Bankalar Caddesi, 11 Karaköy, (0212) 243 82 92

Pazartesi hariç her gün, mutfak 10.00-23.30 arasında, bar 02.00’ye kadar açık. Kredi kartları geçerli.

*Bu yazı, Time Out İstanbul Ocak 2012 sayısında yayımlanmıştır.

Leave a Comment