Babalık

Babalık, kelimenin ilk anlamıyla baba olma halidir. Ancak eski Türk filmlerinde de sıkça karşılaştığımız bu sözcük, çoğu zaman “n’aaber babalık?!” şeklinde hayatımızda yer etmiştir. Baba ise, iki adet –ba hecesinden oluşmakla kalmaz, annenin hamile kaldığı andan itibaren erkeğin sorumlulukların arttığına ve hayatını tekrar en baştan programlamasına –bir nevi formatlamasına- delalet eder. Çocuğa soyadını verir, soy kütüğüne yazdırır. Elbette baba olmak her erkeğin harcı değildir. “Annelik içgüdüseldir, babalıksa sonradan öğrenilir” çok yerinde bir laftır. Ama lafla da peynir gemisi yürümez.

Babanın çok farklı kullanım alanları da vardır. Mesela iskele babası çok ünlü bir babadır. Gemilerin iskeleye kolay yanaşmasını sağlar ve (halat bağlanarak) sürüklenmesini önler. Yani birden fazla işe yarar. Bununla beraber iskele babası, özellikle anneler tarafından sıkça kullanılan bir sözcük öbeğidir ki anlamı bu sefer değişime uğrar: işe yaramaz, öylesine kazara biyolojik baba oluvermiştir ve hiçbir işin ucundan tutmaz, vb.

Babayı almak, babayı yemek de farklı bir kullanım alanıdır babalar için. Argodur bu, ayıptır, her yerde söylenmez. Anlamını hepimiz biliyoruzdur diye çok açmak istemiyorum. Ama kısaca açmak gerekirse, burada alınan/yenen baba, “boşuna, nafile” anlamına gelir. Yani yine bir işe yaramaz.

Şimdi babamızın hayrına mı yazıyoruz bu yazıyı? Tabi ki hayır. Babamızdan ne hayır gördük ki yazalım. Hem günün anlam ve önemini vurgulayalım hem sözcük oyunlarıyla babaların kafasını karıştıralım, maksadımız. Kaldı ki baba olma halinden muzdarip olan ve dünya iyisi/tatlısı babaları da unutmamak gerek. Bu yüzden asıl onlara ithaf ediyorum yazımı. Mesela üç çocuk iki torun yetiştiren dedeme. Mesela bir türlü çocuk sahibi olamayan ama çocukları çok seven lisedeki edebiyat öğretmenime. Mesela ortaokul arkadaşımın fedakar ve cefakar babasına. Neden bu konuda yazmak istediğimi de biraz açmam lazım şimdi.

Modern hayatın getirileri artık götürülerinin yanında sayılmaz oldu. Bir götürü de artık hem kadın hem erkeğin çocuk yapmaya fırsat/zaman/para/insan bulamamaları, yani hem çocuk hem kariyer hem de ilişkiyi paralel olarak yürütebilememe potansiyeli. Özellikle kent insanları için geçerli olan bu tez, giderek yaygınlaşmakta ve hatta insanlar evlenmekten bile sakınmakta. Yani okuyalım okulu bitirelim evlenelim çoluk çocuğa karışalım gibi sıralı sekili/deniz sekili zincirlerin kırılma oranı giderek artıyor. Çünkü para kazanıp özgürce(!) yaşama hevesi, H1N1 virüsü gibi yayılmakta; üstelik hapşırmadan bulaşan bir şekilde. Çok anne olmak isteyenler de artık gidip bankadan donmuş sperm alma yolunu seçebiliyor.

Çünkü artık günümüzde babaya ihtiyaç olmadan türümüzü(!) sürdürebileceğimize ve hatta erkek neslinin birkaç yüzyıl içinde tükeneceğine dair bilimsel araştırmalar yer alıyor. Sperm artık bankadan alınabilen bir meta haline geldi, ayağa düştü. Ayak derken kimin ayağı olduğu da önemli değil. Parayı bastıran spermi alıyor. Damızlık alır gibi. Geçmişi dondurup gelecekte fırına vermek üzere hazırlanan mercimekler yani proteinler, coğrafi, genetik, bedensel özelliklerine göre sırayla sıcacık rahimlerini bekliyor. Bu durumda birkaç on yıl sonra bu yazı kendini bir köşede imha edecektir. İçinde baba kelimesi geçen pek çok yazı da tedavülden kalkacaktır. Peki bu bizi üzer mi? Yok hiç sanmıyorum. Ne de olsa iyi/anlayışlı/sevgi dolu/gönlü açık bir babayla büyümedim ben de tıpkı çok kısa zamanda evlenip boşanmış post-modern çekirdek ailelere (anne-çocuk) sahip diğer pek çok yaşıtım gibi…

Arkadaşlarıma ve çevremdeki diğer insanlara bakıyorum da, babasını seven, babası tarafından sevilen, gerçekten iyi bir babası olan ne kadar da az insan var. Demek ki çok zor öğrenilen bir şey bu babalık. Zaten dondurmam gaymak bu spermler sayesinde yakında tarih olacak bu baba olma hali de. Yani bugüne kadar baba olabilmeyi öğrenen öğrendi, bundan sonrası bankadan havale ile…

*Bu yazı, 2010 yılında BirGün’de yayımlanmıştır.

1 Comment

Leave a Comment